Aya Nikola Manastırı (Kilisesi) kasabanın 1 km. güne­yinde, üzüm bağlarının ve bahçelerinin arasında yeşil bir alanda Mustafapaşa’nm (Sinasos) merkezine yürüyerek on dakika mesafede bulunmaktadır. Manastıra, kasaba merkezinden güneye doğru kıvrılarak ilerleyen Dere Sokak’tan geçilerek ulaşılmaktadır. Yolun Manastıra ula­şan ve toprak olarak devam eden 200 metrelik kısmının başlangıcında batı tarafında ise küçük bir giriş kapısı ile algılanabilen kayaya oyulmuş Aziz Stefanos kilisesi bulunmaktadır

Manastır, kasabanın güneybatısında bulunan Aliya (Aliye) Tepesinin eteklerine yakın nispeten düzlük, bahçelik ve verimli bir kırsal arazinin başlangıcında bulunmaktadır. Arazide değişik şekillerde kaya oluşumları ve bunların içine oyulmuş barınaklar, su yolları ve kanalları, kilise ve şapeller vardır. Çevredeki en cüsseli mantar formundaki monolitik kayanın ortasına, manastırın kilisesi övülmüş­tür. Dere Sokaktan gelerek manastır önüne ulaşan yol burada güney ve batı yönlerine doğru ikiye ayrılmaktadır. Batıya dönen yol kısa bir yokuştan sonra kilisenin avlu giriş kapısı önüne çıkmakta, ilerde Sinassos kilisesi ve Aliya Tepesi eteklerine ulaşmaktadır. Yapının kuzeybatısında eski ipek böceği üretim çiftliği binasının bulunduğu yüksekçe bir plato vardır. Kilise ve avlusunun güney batısında, kilisenin ana kayasından yüksek fakat daha küçük hacimli, kilisenin mutfağı olarak kullanıldığı söylenen değişik kotlarda odaların oyulduğu bir peribacası bulunmaktadır. Güneyde manastıra yakla­şık 60 m. mesafede yaygın bir peribacası-kaya kütlesi içine oyulmuş küçük bir kilise (şapel-kapella) (Aziz Yuannis Feologos Mukaddes Yahya Kilisesi) bulunmaktadır.

Manastır kompleksine, kuzey duvarında yer alan, iç içe iki yuvarlak kemerli, bezemeli bir kapı ile bahçeden giri­lir. Yuvarlak kapı kemerinin alnında Yunan harfleri ile ” O AYİOS NİKOLAOS ” ( Aziz Nikolas, St. Nicholas,

Aya Nikola…) adı oyulmak suretiyle yazılmıştır.

Manastırın yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlik­te, yapının 19.yy.ın ikinci çeyreğinde yapılmış olduğunu söyleyebiliriz. Yapı üzerinde yapım tarihini belgeleyen herhangi bir yazıta rastlanmamışsa da kilisenin iç nar-teksinin duvarlarındaki isim ve tarih içeren oyma ve kalemisi yazılarda en eski 1855 tarihine rastlanmıştır. 1870-77 yıllan arasında bir onarım geçirdiği bilinen manastırın 1855 yılının çok daha öncesinde inşa edildiği düşünülebilir.

Genel olarak manastır yapısı; doğuda içine kilisenin oyulduğu monolitik-büyük peribacası-kaya kütlesi ile batıdaki avlu-bahçe ve içinde bulunan mekanlardan oluşmaktadır.

İki ayrı seviyeden oluşan avlunun basamaklarla inildiği anlaşılan alt kotunda girişin karşısında, üst katı yıkılmış, girişleri kısmen gömülü durumda, yan yana iki avlu odası vardır. Odaların birbirinin aynısı olan kemerli niş içindeki bezemeli girişleri ve sivri kemerli tonoz örtüleri vardır. Avlu üst kotunda yer alan bahçenin mezarlık ola­rak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mezar taşlarının dağınık yapısından, bir kısmının kırılmasından ve açılmış çukur­lardan mezarların tahrip edildiği ve yağmalandığı anla­şılmaktadır. Avludaki iki kotu ayıran set duvarını saran sarmaşıklara eski Rum geleneklerinin devamı olarak bugün de yerli halk tarafından bezler, çaputlar bağlandığı gözlenmektedir.

Avlunun doğusunda peribacasma oyulmuş kilise kısmı ve girişi bulunmaktadır. Kilisenin doğu ve batı yönünde uzanan ve Aziz Nikolas, Aziz Savvas, Azize Barbara ve Aziz Minas’a ithaf edilmiş dört kanadı vardır. Güneyde bulunan fresklerle süslenmiş, oyma kubbeli şapel kanadı­nın Meryem Anaya ithaf edildiği, Azize Barbara’mn ise aynı çevrede bulunan Sinasos kilisesinin adı olup yanlış­lıkla buraya atfedildiği de ileri sürülmektedir.

Kilisenin, peribacasmm batısında bulunan ve eski fotoğ­raflarda detaylı bir şekilde görünen tamamen yıkılmış dış narteks kısmının peribacasma bitiştiği yan oyma yan kagir duvar üzerinde iki ayrı giriş bulunmaktadır. Bu iki girişten biri yıkılan kaya tavan molozları ile kaplanmış ve gömülmüş durumda, diğer giriş ise orta nef (kanat) üze­rindedir. Orta nefin giriş bölümü iki yönde tavan kornişi oyulmuş düz bir tavanla, devamı ise apsis kısmına dek devam eden kayaya oyma kemer tonozla örtülüdür.

Yıkılan kaya oyma tavanların gerisinde bulunan güney neii kareye yakın biçimli bir naos** kısmı ile oyma bir duvarla ve kot farkıyla naostan ayrılan iki bölümden olu­şur. Bu geniş naos mekanının kaya tavanında onarılması gerekli birçok çatlak ve yarıklar bulunmaktadır.

Kilisenin güneyde dördüncü kanadını oluşturan küçük kilise (şapel); mekan düzeni, oyma nişleri, süslemele­ri, haç şekli oluşturan dört kemer tonozun ortasında yükselen sekizgen kasnaklı Hz. İsa ve Meryem Ananın resmedildiği oyma kubbesi gibi yapım özellikleri ile diğer kısımlardan ayrılmaktadır. Şapelin batıda bulunan küçük iç narteksinin oyma tavanı ve kubbesinde Hz. İsa ve Oniki Havarinin resmedildiği freskler bulunmaktadır. Bu freskler üzerlerine kazınmış yazılar ve olumsuz şartlar sonucu oluşan kirlerle kısmen tahrip olmuş durumdadır.

Yapının 1924 yılında (mübadele günlerinin hemen önce­sinde) kayda alınmış avlu içinden çekilmiş eski resimle­rinden bugün mevcut olmayan dış narteks kısmı, çatıya ulaşan taş merdiven basamakları, çan kulesi ve avludaki mevcut odaların üzerinde bulunan odaların varlığı anla­şılmaktadır. Kilise iç mekanları çok düzgün bir yonu işçiliği ile yapılmıştır ve günümüze kadar bu özelliğini koruyarak gelmiştir. Yer yer küçük, bütünleme amaçlı kagir duvar parçaları ve batı cephesi duvarları dışında tüm iç mekan­ların tavan duvar ve bezeme detayları kayaya oyularak yapılmıştır. Özellikle güney nefın naosunun apsise bakan oyma duvarı üzerinde, içlerinde fresk bezemeli alçı panoların yer aldığı anlaşılan oyma nişler bulunmakta­dır. Peribacası yapının bugün mevcut olmayan, avlunun doğusundaki dış narteks kısmı ile avluda bulunan odalar­da ise geleneksel taş kagir yapım teknikleri kullanılmıştır. Yapıda kaya oyma tekniği dışında kagir yapı malzeme­si olarak; litik ve bazaltik tüf yapıtaşları kullanılmıştır. Yapının iç mekan dekorasyonunda, kapı-pencere doğ­ramalarında ve bazı iç mekan ayırımlarında ahşap yapı malzemesinin; aynı döneme ait birçok Ortodoks-Rum kilisesinde rastlandığı gibi, yoğun bir biçimde kullanıldığı açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Fakat bu malzemelerden, doğal tahribatlar ve özellikle de yağmalamalar sonucu günümüze ulaşmış bir örnek kalmamıştır.

Kimler Neler Demiş?

avatar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  Subscribe  
Bildir